Bəxtiyar Vahabzadə – 90

612 Baxış

Senet.az Lefke Avrupa Üniversitesi, Yrd. Doç. Dr. Namuradov125zim Muradovun  “Türk Dünyasının Milli-Manevi Değerleri ve Bahtiyar Vahabzade” məqaləsinin ikinci hissəsini təqdim edir:

 

 

Məqalənin birinci hissəsi

 

* * *

Mevlana Celaleddin Rumi’nin, Yunus Emre hakkında yaklaşık şu şekilde söylediği bir fikir bilinmektedir: “Manevi mertebelerin neresine ulaştıysam önümde şu Türkmen kocasının (Yunus’un-N.M.) ayak izlerini gördüm”. Sovyetler Birliği’nin kılıcının, önünün arkasının kestiği yıllarda -yanlış hatırlamıyorsam- Azerbaycan Yazarlar Birliği’nde (sonradan ünlü Göç romanını yazacak olan) Mövlud Süleymanlı’nın Deyirman povesti (uzun hikâyesi) tartışılır ve bu eser, sosyalizm realizmi “prensiplerine” uymadığı için bazı Azerbaycan Sovyet yazarları tarafından sert bir şekilde eleştirilir. Sosyalist realizmi ilke ve şartlarını gerçek milli edebiyat için kelepçe sayan Bahtiyar Vahabzade’nin bu tartışmalara müdahelesi, bize Mevlana’nın Yunus hakkındaki tevazu dolu münasebetini hatırlatıyor. B. Vahabzade “Ben Mövlud’un durduğu zirveye kalkmak istedim ama Mövlud’un edebiyatımıza o zirveden uçtuğunu gördüm!” demiş ve daha Sovyetler döneminde bir Mevlana ve Yunus sevgisini dile getirmekle birlikte genç ve yetenekli bir Azerbaycan-Türk yazarı hakkında tevazu dolu bu fikri söyleyerek onu, dönemin acımasız baskılarından korumuştur.

 

* * *

Sadece Türkün değil genel olarak insanlığın yetiştirdiği en büyük değerlerden biri olan Yunus Emre, Bahtiyar Vahabzade’nin hayranlıkla mütalaa ettiği söz ustasıdır. NATO-Varşova Paktı karşıtlığının sürdüğü iki kutuplu dünyada, Türkiye’nin, bir NATO ülkesi olduğu için düşman ülke sayıldığı yıllarda bile Sovyet devletinin resmi-ideolojik Türkiye münasebetinin etkisinde kalmayan Vahabzade, Türkiye seyahati notlarını yazıp 1978 yılında Axtaran Tapar (Arayan Bulur) adlı hatıra yazılarıyla Sadelikde Böyüklük kitabında bastırmıştı. Ünlü Azerbaycan şairi Memmed Aslan’ın 1980 yılında Bakü’de yayımladığı Türk Halk Şiirinden Seçmeler adlı antolojiye yazdığı “Yunus İmre Işığında” başlıklı geniş takriz yazısında Yunus’u “özünü derketme felsefesinin büyük temsilcisi” gibi değerlendirerek “Yunus’un şiirlerinde düşüncenin söz, şekil ve kafiye ile mükemmel bir bütünlük oluşturduğunu” belirtmiştir (Akpınar, 1994, 206-207). Memmed Aslan’ın, Yunus Emre ve Aşık Veysel’in şiirlerini biraraya getirdiği İki Zirve kitabına (1982) da “İki Zirve Qarşısında Düşünceler” başlıklı ön söz yazan Vahabzade (Akpınar, 207), Yunus Emre ve Aşık Veysel’i Azerbaycan okuyucusuna kendine özgü üslubuyla tanıtmış, onların manevi dünyasının şifresini açıp bu manevi ruhu dönemin gencliğine aşılamıştır. Bahtiyar Vahabzade, Yunus ve Aşık Veysel şiiriyle birlikte bu iki Türk ozanının şahsiyetlerinden de etkilendiğini belirtmiş, iki ozan hakkında şiirler yazmıştır. “Yunis Kârvanı” adlı şiirinde Yunus’un şiir felsefesini irdeleyen Vahabzade, şiirini şöyle bitirir:

Duyan könüllərdə od-ocaq çatsın,

İnsandan baş alan Tanrı sevgisi.

Qəflət yuxusundan bizi oyatsın

Yunis kârvanının zınqırov səsi.[1]

Bahtiyar Vahabzade’nin Ahmet Yesevî, Mevlana, Nesimî, Ali Şir Nevaî, Fuzûlî, Aşık Elesger, Mirze Elekber Sabir, Abdullah Tukay, Şehriyar, Mehmet Akif Ersoy, Musa Celil, Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Aşık Veysel, Behcet Kemal Çağlar, Cengiz Aytmatov, Oljas Süleymenov, Yavuz Bülent Bakiler… vd. söz ustaları hakkında, manzum ve mensur eserlerinde, yazılarında, sohbetlerinde dile getirdiği fikirleri, kendisinin Türk dünyasının bu büyük söz ustalarına münasebetini ortaya koymakla birlikte şairin, Türk edebiyatının mahir bilicisi ve eleştirmeni olduğunu da göstermektedir.

 

* * *

Bahtiyar Vahabzade’nin, Sovyetler Birliği’nde doğup 83-84 yıllık ömrünün 65 yılını Sovyet rejimi içinde yaşamasına rağmen hiçbir zaman Sovyet şairi olmayışı, bu rejime karşı asil ve vakarlı bir duruş sergileyişi, sadece Azerbaycan Türklerinin değil, bütün Türklerin, hatta bütün insanlığın hizmetinde bulunması, onu, “milli bağımsızlık mücadelesinin ve harekâtının sadece fikir babalarından biri olarak kalmayıp hem de bu ideoloji ve harekâtın Vicdanı” (N. Ceferov, 176) gibi sevdirmiştir.

Şimdiki Türk cumhuriyetlerinin (ve eskiden SSCB’ye bağlı olan diğer cumhuriyetlerin) bağımsızlığa kavuşmasının temelinde, aslında büyük söz ustalarının sosyalizm realizmi kalıplarına uymayan, bu kalıpların sınırlarını yüksek sanatkârlık özellikleriyle ezip geçen “aykırı” eserleri yatmaktadır. Düşünceyle başlayıp beyinde tamamlanan ve ardından hayata geçirilen bağımsızlık sürecinin başında, bağımsızlık ve özgürlük tohumlarını beyinlere serpen, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” insanlar yetiştiren aydınlar gelmektedir. Milli devletleri ortaya çıkaran bütün siyasi ideolojilerin kökünde de söze dayalı olan edebi-filolojik bir düşünce yatmaktadır ki, bu düşünceyi hem edebi, hem siyasi, hem bilimsel-ideolojik yönleriyle büyük şairlerimizden, yazarlarımızdan öğreniyoruz.

En büyük ve en lirik şairimiz Fuzûlî, kendi şiirlerinin kahramanı olarak karşımıza çıkınca artık Fuzûlî mihverinde oluşan Fuzûlî sonrası edebiyatımızın da böyle bir eğilim içinde olduğunu söylemek mümkündür. Bir Fuzûlî hayranı olan Bahtiyar Vahabzade’nin[2] de lirik kahramanı kendisi olmuştur ve bu kahraman, bizim sadece edebî düşüncemizi değil, toplumsal-siyasî ve ideolojik düşüncemizi de şekillendirmiştir. Bu anlamda bugünkü siyasî bağımsızlığımızı Şair Bahtiyar Vahabzade’ye de borçluyuz.

 

* * *

Bahtiyar Vahabzade sadece bir şair değildi, hem de bilge bir filozoftu. Zamanının (12-13. yüzyılın) büyük şairlerinden de biri olan Ahmet Yesevi’yi bugün daha çok mutasavvıf ve bilge kişiliği ile tanıyoruz. Oysa Divan-ı Hikmet’teki hikmetler, hem de Türkçemizin en güzel manzum örneklerinden sayılmaktadır. Bahtiyar Vahabzade şiiri de günümüzün hikmetli manzumelerinden sayılabilir. Bahtiyar Vahabzade şiiri, Ahmet Yesevi şiiri kadar didaktik olmasa da, onun şiirleri gibi hikmetli manzumeler olup çağdaş Türkçemizin en güzel örneklerinden sayılabilir. Ana dilini güzel bir şekilde kullanmakla yetinmeyen Vahabzade, her şeyi göze alarak bütün platformlarda, kürsülerde bu dilin taassubunu da çekmiştir. Evet, bu anlamda B. Vahabzade, bir “ana dili şairi”dir. Şaire göre dünyanın en muhteşem musikisi olan laylanı (ninniyi) analarımız, ana dili vasıtasıyla ve ak sütüne katarak bize içirmişlerdir:

Dil açanda ilk dəfə “ana” söyləyirik biz,

“Ana dili” adlanır bizim ilk dərsliyimiz.

lk mahnımız laylanı anamız öz südüylə

İçirir ruhumuza bu dildə gilə-gilə…

Milli dilimizin savunucusu olan büyük şair, ana dilini beğenmeyip başka dilleri (özellikle Rusçayı) tercih edenlere daha 1954 yılında şöyle sesleniyor:

Ey öz doğma dilində danışmağı ar bilən

Bunu iftixar bilən / Modalı ədəbazlar.

lbinizi oxşamır qoşmalar, telli sazlar.

Qoy bunlar mənim olsun,

Amma vətən çörəyi,

Bir də ana ürəyi

Sizlərə qənim olsun! (B. Vahabzadә, Seçilmiş Әsәrlәri -I, s. 8-9).

Sovyetlerin Ruslaştırma politikalarının en sert bir döneminde Rusçaya karşı milli dili böylesine savunmak çok büyük bir cesaretti ve bu, her aydının yapabileceği bir iş değildi…

 

* * *

Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin (28.05.1918 – 27.04.1920) kurucusu ve Milli Şura’nın Sedri Mehmet Emin Resulzade’nin siyasi görüşlerini benimseyip onun ve dava arkadaşlarının Azerbaycan için yaptıklarını yüksek değerlendiren Bahtiyar Vahabzade, özgürlük, bağımsızlık fikirlerini, mısraları arasında eritmiş, Türk içtimai-siyasi şiirinin en güzel örneklerini ortaya koymuştur. Şairin Mehmet Emin Resulzade’ye münasebeti net ve açıktır, en azından bugünkü Azerbaycan’ın münasebetinden farklıdır. Vahabzade, 1990’da yazdığı “Mәmmәd Әmin Rәsulzadә’nin Xatirәsinә” şiirinde şöyle der:

… Borclu ikən Vətən sənə, xalq sənə

Hər şey döndü tərsinə.

Bu torpaqdan verəmmədik

Bir məzarlıq yer sənə…

… Heykəl – məzar!

Biri zora söykənibdir,

Biri haqqa, şərəfə!

Davamlıdır

qəlbimizə köçüb gələn o məzar

Postamenti nifrət olan

yüz heykəldən yüz dəfə!..

* * *

17-18 yaşında (1942’de) üniversiteyi kazanıp 22 yaşında (1947’de) bitiren şair, 1950’de başladığı üniversite hocalığını 2000’li yılların başına kadar sürdürmüş, hayatı boyunca bilinçli üniversite gençliği ile hep iç içe olmuştur. Onun bu yöndeki şiirlerini okuyarak, sohbetlerini dinleyerek büyüyen Azerbaycan gençliği, sonraki yıllarda demir perdeyi yıkan, milli ve bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti’ni yeniden kuran kişiler oluverdiler. Azerbaycan’ın, devlet müstakilliğini kazanmasında büyük rolü olan rahmetli Ebülfez Elçibey, Bahtiyar Vahabzade’yi defalarca milli bağımsızlığın mimarlarından ve milletin büyük muallimlerinden saymış, onun bu yöndeki emeğini teslim etmiştir.[3]Ne mutlu ki Bahtiyar Vahabzade, vatanının bağımsızlığını görebilmiş, kendisinin ve yetiştirdiği öğrencilerinin büyük başarılarının, mutlu sonun şahidi olmuştur. Ebedi istirahatkâhına da kendi bayrağına sarılarak uğurlanan Şair, bugün milli bayrağının gölgesinde uyumaktadır… Bu bayrağı en çok hak eden istiklal şehidimiz Bahtiyar Vahabzade’ye göre bayrak şuydu:

Torpağım üstünə kölgələr salan

Mənim varlığımın cilası – bayraq.

Zəfərdən doğulmuş Göytürkdən qalan

Qurdbaşlı bayrağın balası bayraq.

 

Üçrəngli bayrağın kölgəsində mən

Qaraca torpağı vətən görmüşəm.

Zəfər güllərini dövri-qədimdən

Bayraq işığında bitən görmüşəm.

Bayraq mənliyimdir, bayraq kimliyim,

Bayraq – öz yurduma öz hakimliyim.

Daim ucalasan! Savas günündə

Əsgər silahıyla səni tən görüm.

Yalnız zəfər çalmış şəhid önündə

Səni alqış üçün əyilən görüm…

 

 

* * *

Bahtiyar Vahabzade bir övgü şairi değil, haksızlıklara karşı itiraz sesini yükselten, toplumsal duyarlılığı son derece yüksek, cesaretli vatandaş duygularına sahip bir şairdir. 1989’da yazdığı “Görən hara gedir?” şiirinde o günlerdeki siyasi karışıklığı, Sovyetler Birliği yönetiminin çifte standart uygulamalarını, Azerbaycan Komunist yönetiminin manevi ihanetlerini şöyle özetler:

Həftələr dəyişdi, günlər dəyişdi,

Tərəflər dəyişdi, yönlər dəyişdi.

Qiblələr dəyişdi, dinlər dəyişdi,

İtə ot verilir, ata ət, Allah…

Şair dostu Musa Yaqub’a 1999’da yazdığı uzunca şiirinin bir dörtlüğünde ise:

Dünya bir bilməcə, dünya bir təzad

Arifin dərdi çox, bir qəmxarı yox.

İxtiyar sahibi – vicdandan azad,

Vicdan sahibinin ixtiyarı yox.demektedir.

Sovyetler Birliği döneminde de yapılan haksızlıklara itiraz sesini yükselten şair, sadece Azerbaycan’la yetinmeyip Kırgız (“Bayram”, 1963), “Xalq düşmenleri” (1969), Kırım-Tatar (“Kırımda Tatar Qebirleri”, 1966), Özbek (“Qeribedir”, 1973) Türklerinin de haklarını savunmuş, bu sert üsluplu şiirleri yazma cesaretinde bulunmuştur.[4]

 

* * *

Bahtiyar Vahabzade’nin bütün eserleri millî, manevî, ahlakî, siyasî ve kültürel tarihimizin büyük değerlerini öne çıkarma ve bu değerlere sahip çıkma çabasıyla yazılmıştır. Poemlerinden Gülüstan, -yukarıda da belirtildiği gibi- bize farklı bir şekilde empoze edilmeğe çalışılan tarihî bir gerçeği daha farklı, daha millî, daha sert ve hepsinde de bir vatandaş duyarlılığının hakim olduğu bir dille kaleme alınmış; büyük şairimiz Fuzulî’nin şiir felsefesi ve manevî dünyası hakkındaki Şeb-i Hicran eseri, klasik ve çağdaş bir yorumlamayla okuyucuya sunulmuştur. Vahabzade’nin Şeb-i Hicran eseri, Fuzûlî hakkında bugüne kadar söylenmiş en edebî sözlerden biridir.

Vahabzade’nin büyük hayranlık duyduğu şair Nesimî hakkındaki Feryad poeması ise Sûfilik, Hurûfilik, Mevlevilik ışığında yazılmış bir eser olup, Şems Tebrizi’nin, Mevlana’nın, Yunus’un, Hacı Bektaş Veli’nin vd. Anadolu tasavvuf erlerinin, erenlerinin, asırları geçip gelen dünyevî ve uhrevî fikirleri irdelenerek kaleme alınmıştır.[5]

Qiymet poeması (manzumesi), Sovyetler dönemindeki üniversite gençliğinin, içinde bulunduğu manevî ortamı yansıtmaktadır. Burada üniversite öğrencilerinin saf-temiz duyguları, düşünceleri, hayalleri, idealleri güzel bir dille kaleme alınmış, bu hayallerden bazılarının, üniversitelere bir yolla girmiş olan ahlaksız, rüşvetçi “hocalar” yüzünden kırıldığı da ayrıca vurgulanmıştır. Edebi ve içtimai değeri yüksek olan manzumede, sadece bu ahlaksız insanlar değil, böyle iradesiz, nefsine kul olanları bu ahlaksızlığa iten siyasi sistem de eleştirilmiştir. Qiymet, Sovyet dönemindeki yüksek öğretim sisteminin yanlışlarını yansıtması, üniversiteye giriş sınavlarında, üniversitede de vize ve final sınavlarında belirleyici etkenlerden biri olan rüşvet, tapşırma (torpil), adam kayırma vb. uygulamaların, toplumda yol açtığı manevi yaraları ortaya koyması açısından değerli bir eserdir. Hayatının çoğunu üniversite hocalığı yaparak geçiren Vahabzade, bu eserde başkalarından duyduklarını değil, bizzat şahit olduklarını, kendi gözleriyle gördüklerini bir de yüreğinin gözünden geçirerek, onları yüksek vatandaş taassubuyla kaleme almıştır.

B. Vahabzade’nin Atılmışlar poeması (manzumesi) ise toplumun en büyük sosyolojik sorunlarından biri olan aile meselesini dile getirmektedir. Bahtiyar Vahabzade’ye göre her bir aile küçük bir devlettir ve bu devletin sınırları sağlam olmalıdır. Bir ailenin sağlam olabilmesi için ise o ailenin içinde bulunduğu çevresel etkenlerin, millî-manevî, dinî-içtimaî temellerin de sağlam olması gerekmektedir. “Atılmışlar” (terk edilmiş insanlar), işte bu değerlere sahip olmayan insanların dünyaya getirmiş olduğu, hiçbir günahı olmayan, cami avlularına, sokaklara terk edilmiş, çocuk esirgeme kurumlarına bırakılmış bebek ve çocuklar ile, ya dışarı atılmış ya da evlatları tarafından huzurevlerine yerleştirilmiş ihtiyarlardır. Bu atılmışlığın, terkedilmişliğin kökleri, nedenleri üzerinde de duran Şair, sadece atılmışlığın, terkedilmişliğin değil, dışarı atmanın, terk etmenin de faciasını mükemmel üslubu ve açık aydın Türkçesi ile gözler önüne sermiştir.

Türk dünyasının büyük yazarı, Bahtiyar Vahabzade’nin de yakın dostu, kader arkadaşı Cengiz Aytmatov’un Gün Uzar Yüz Yıl Olur eserindeki en parlak ve olumlu karakterlerden biri olan Kazangap da aslında, -oğlu Sabitcan’ın ısrarıyla nasıl ve nerede olursa olsun- bir şekilde defnedilmek istendiği sırada “ölü atılmış”lardan sayılabilir. Sovyet sisteminin manevi olarak sakat bıraktığı mankurt Sabitcan, Atılmışlar’daki terk edenlerden, çocuklarını câmi avlusuna bırakanlardan, ihtiyar anne babalarından kurtulmak için onları evlat sevgisinden mahrum bırakarak başkalarına terkedenlerden farklı değildir. Bu anlamda Bahtiyar Vahabzade’nin Atılmışlar ve Qiymet eserleri, Aytmatov’un 1970 sonrası eserleri gibi, sosyalizm realizminin talep ve sipariş ettiği şekilde -her yerin güllük gülüstanlık, her şeyin dört dörtlük olduğu-“optimist” eserlerden değil, “hayal kırıklığının hakim olduğu eserler”den[6] sayılabilir.

Şairin -yukarda da söz ettiğimiz- İki Qorxu adlı manzumesi, bu kabilden yani pişmanlık ve hayal kırıklığı duygularıyla yazılmış eserlerden sayılabilir. B. Vahabzade, bu manzum eserini merhum bestekâr dostu (Şirin Yuxu; Cücelerim vb. meşhur musiki eserlerinin bestecisi) Qember Hüseynli’nin (1916 – 1961) hatırasına sunmuştur. Şair, bu eserinde “halkının medeniyeti, tarihi, vatanı üzerinde oynanan oyunları teşhir ediyor. Aynı zamanda Stalin dehşetinin bütün ülkeyi kasıp kavurduğu yıllarda, yaşamış olduğu dramatik hayatın bir kesitini bizlere anlatyor.” (Akpınar, 394). Ayrıca, 45 yaşında vefat etmiş ve Vahabzade’nin  şiirlerini nağmelere dönüştüren dostunun, sanatçı ve vatandaş kişiliğinin edebi portresini çizmiştir.

 

* * *

Sandıktan Sesler: Bahtiyar Vahabzade’nin bütün eserlerini tek tek özetlememiz mümkün değildir, fakat onun Sandıktan Sesler adı altında bir araya getirdiği şiirler yani “sandık şiirleri” üzerinde kısaca durmak isteriz. Bunların tümü Sovyetler Birliği döneminde yazılmışsa da, doğal olarak, o dönemde hiçbirisi ortaya çıkarılamamış, yayımlanamamıştır. Şair, 1980’li yıllarda yazdığı İki Qorxu manzumesinde bu şiirlerinden söz etmişti:

Keçdi ürәyimdәn bu dәm ah nәlәr,

Mәni aparmağa nә vaxt gәlsәlәr,

Yәqin arxivimә baş vuracaqlar

Yazımı, pozumu axtaracaqlar.

Düşündüm, nәyim var qaradan, ağdan

Baxdım öz içimә bir an yad kimi.

Gecәnin yarısı qalxıb yataqdan

Tökdüm qabağıma şeirlәrimi.

Gördüm ki, İlâhi, çapa getmәyәn

Nә qәdәr şeirim var, yazı pozum var. (Akpınar, 1994, 402).

Aslında o yıllarda böyle eserlerin -yayımlanmasını bir tarafa bırakalım- yazılmış olmasının bilinmesi, düşünülmesi, hatta beyinde tasarlanması bile ağır bir suç sayılıyordu. İşte Bahtiyar Vahabzade, arşivinin birilerinin eline geçebileceğinden korkmadan, çekinmeden böyle cesaretli şiirleri yazmış, fakat sonraki yıllarda bu şiirlerin çoğunu yakmıştır. İki Qorxu’nun üçüncü bölümünde Sovyetlerin baskısı yüzünden yakmak zorunda kaldığı  şiirlerinden söz eden şair, “inandığı hakikatini yaktığı için” kendisini katil adlandırıyor:

Gördüm ayrılmışam öz fitrәtimdәn

Gördüm sığınmışam dözümә, ya Rәb!

Qәnim kәsilmişәm özümә, ya Reb!

Qorxmadım, yandırdım bir qatil kimi

Mәn öz gerçәyimi, hәqiqәtimi… (Akpınar, 1994, 404-405).

Şair çok üzülse de “aykırı” şiirlerini yakmak zorunda kalmış, fakat biraz cesaretlenip onlardan bazılarını annesinin protezinde saklamıştır:

Bir neçә şeirimә qıymadım o gün

Saralmış vәrәqlәr durur bu gün dә

Hәmin şeirlәri gәlәcәk üçün

Gizlәtdim anamın protezindә (Akpınar, 1994, 405).

İşte Vahabzade, “anasının protez bacağında” sakladığı bu şiirlerini yani Sandıktan Sesler’i şu sözlerle sunmaktadır:

Ben, Sovyet rejimine düşman olan, bu rejimle hiç barışmayan, namaz kılarken ona hep lanetler yağdıran, onun yok olmasını arzulayan eğitimsiz fakat açık gözlü ve dindar bir ailede doğup büyüdüm. Daha çocukken Sovyet rejiminin zulmünü, zorbalığını (1930. yılda gerçekleşen Şeki isyanını, isyandan sonraki kıyımları, baskıları, babamın ve amcalarımın tutuklanmalarını) kendi gözlerimle görüp kendi aklımla idrak ettim. Daha çocukken bu rejime karşı nefret duygularım oluşmaya başladı. Bu duygular daha sonra şiirlere dönüştü. Şiir serüvenimde başarılara ulaştıkça, deneyimlerim arttıkça mevcut Sovyetler Birliği’ne nefretim de derinleşiyordu. Bu duyguların ifadesi için çeşitli yollar arıyor, ilk kalem tecrubelerim olan bu şiirleri yayımlamak üzere değil, arşivimde bulunsun diye yazıp saklıyordum… Böylece Sandıktan Sesler adı altında bir araya getirdiğim bu şiirlerimin, şiir serüvenimde önemli bir yer işgal ettiğini düşünmekteyim.”[7]

Aslında dikkatli okuyucu, şairin sandıkta saklanmayan, çok sayıdaki kitabında yayımlanmış eserlerinin satır aralarında da benzer heyecanları, tedirginlikleri, başkaldırıları görebilir. B. Vahabzade’nin sandık şiirlerinde sadece mevcut rejime karşı olan fikirler seslenmemiş, hem de Türk halklarının hakları korunmuş, haksızlıklara itiraz edilmiştir. Şairin “Nağıl-Hәyat”, “Hörümcәk Tor Bağladı”, “Qorxu” “Belә Qalmaz”, “Diz Üstә”, “Sәbr Elәdik”, “Lal-Kâr” vd. şiirleri bu kabilden olan eserlerdir.[8] Biz bu şiirlerden daha çok şairin, sandık edebiyatından olan “Bayram”, “Kırımda Tatar Qәbirlәri”, “Kirov’un Heykәli”, “Qәribәdir” şiirlerinden kısaca söz edeceğiz.

Kasım 1963 tarihli “Bayram” şiiri Kırgız Türklerinin, “esir oldukları günü bayram günü gibi kabul edip kutlamalarına” itiraz olarak yazılmıştır:

Bu gün bayram edir Qırğız ellәri.

Yadın caynağına keçәndәn bәri

“Ağ günә çıxıbdır…”

Buna bax, buna!

Sevinir, fәxr edir qul olduğuna.

Aslında şairin bu tavrı, bu sitemi sadece Kırgızlara değil, esaretini bayram gibi kabul edip kolundaki kelepçeyi öpenleredir. Cesaret, karşı gelme eğilimi, dönemin siyasi manzarasını tasvir etme…, bu şiirlerde poetiklikten daha üstündür.

“Kirov’un Heykәli” (1966) şiirinde ise Bakü’nün en yüksek tepesinde – işgalci Komünist-Bolşevik Sergey Mironoviç Kirov’un heykeli karşısında şairin yaşadığı hissler dile getirilerek, sadece Sovyet sisteminin değil, bu taş heykelin bile Azerbaycan’ı tehdit ettiği vurgulanıyor:

… Başımızın üstündә

Sıyrılıb qılınc kimi

Hәdәlәyir o bizi.

Deyir ‘Mәnimdir ölkә  –

Bu göy, bu yer, bu dәniz!

Başınızı vuraram

Ayaqlarım altından

Başınızı çәksәniz!

Ayağım altındadır

Namusunuz, arınız.

Başınızı sürüsün

Daim ayaqlarınız…

Fakat şair ümitsiz değildir, bir gün bu heykelin yıkılacağını biliyormuş gibi şiirini şöyle bitirir:

Mәn istәrәm tarixә

Bu gündәn dә iz qala,

O heykәlin yerindә

O heykәli yıxanın

Tunc heykәli ucala…

Şair, Azerbaycan başkentinin en yüksek noktasına dikilen Kirov heykelinin, mevcut Sovyet rejimini temsil ettiğini kast ederek bu heykelin yıkılmasıyla bu sistemin yok olmasını arzulamaktadır, hem de 1966. yılda…

Kırım Türklerinin başına getirilenler, sadece Bahtiyar Vahabzade’nin değil, Resul Rıza, Memmed Araz, Memmed İsmayıl, Sabir Rüstemxanlı vd. Azerbaycan şairlerinin de eserlerinde ele alınmıştır. Vahabzade’nin 1966’da yazdığı “Kırım’da Tatar Qәbirlәri” şiiri, şairin sert üsluplu menzum eserlerindendir. Kırım Tatarlarının 18 Mayıs 1944’te Kırım’dan sürülmesi, bu şiirin yazıldığı yıllarda “avdet”in (geri dönüşün) henüz gerçekleşmemiş olması, şairi sinirlendirmekte, Sovyet sisteminin yapmış olduğu bu haksızlık lanetlenmektedir:

Torpağın altında yatır yerlilәr

Üstündә gәlmәlәr kefdә, damaqda.

Yerlinin dәrdini yersiz nә bilәr?

Yerlinin haqqını o, tapdamaqda.

Gәlmә haqlı bilir özünü, haqlı!

Yerlinin – yurduna yolları bağlı…

Şiirin devamında bu realist ve acı tasvirler devam ederken, sonunda şairin sert üslubu gözlemlenir. Şair, Kırım-Tatar mezarlarını, -vatan toprağından güç alarak- yurdundan kovulmuş yurttaşlarının öcünü almaya çağırır:

Mәzarlar bu yurdun öz sahiblәri

Niyә bu zillәtin bağrı sökülmür?

Torpağın üstündә sahibkâr kimi

Gәzәn gәlmәlәri dәnizә tökmür?..

“Qәribәdir”, Vahabzade’nin, 1973 yılında yazdığı dört mısralık küçük bir şiiridir. Sovyetlerin “beş yıllık plan”ları, Özbek Türklerinin bu planları yerine getirmek için deriden kabuktan çıkmaya zorlanması, Türk tarihi fonunda dile getirilir:

Dövran bizi tarixdә veyillәndirәn oldu

Bir yerdә donub göl kimi lillәndirәn oldu.

Dünyaya Uluq Bәy kimi dahini verәn xalq

Bir qul kimi, yad millәtә pambıq verәn oldu.

Bu şiir, Vahabzade’nin, sisteme, onun buyruklarına, Türk halklarının zengin tarihi karşısındaki saygısız, umursamaz tavrına milli, poetik ve vatandaş münasebetini açıkça sergilemektedir.

Bu münasebetin bir ifadesi de yene dört mısralık “Xalq Düşmәnlәri” (1969) şiirindedir:

Xalqa neçә-neçә tәlә qurdular

Başımız cilova keçәndәn bәri.

Qәsdәn, bilә-bilә adlandırdılar

Xalqın dostlarını “xalq düşmәnlәri.

Stalin baskılarının sürdüğü yıllarda böyle “halk düşmanları”, “vatan hainleri” çoktu. Onların eş ve çocukları, yakın akrabaları da bu yüzden en temel insan haklarından – seçme, seçilme, eğitim vb. hak ve hukuklardan mahrum bırakılırdı… İşte Bahtiyar Vahabzade bu küçük şiiriyle tarihe not düşmüş, yakın tarihimizin bu karanlık ve bir kadar da tereddütlü sayfasını ışıklandırmıştır.

Azerbaycanlı yazar Ekrem Eylisli’nin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ilk on yılında yaklaşık şöyle bir fikri vardı: “Bir çok yazar ve şair, Sovyetler Birliği’nin baskılarından şikâyetlenir, bu sistemin, güzel eserlerimizi bastırmayı engellediğini söylerdi. İşte Sovyetler çöktü ama hiç kimsenin sandığından dahiyane eser çıkmadı.” E. Eylislinin bu görüşlerine katılmamak mümkün değil ama ünlü yazarın bu değerlendirmesi B. Vahabzade’ye ait değil. Vahabzade’nin yukarda kısaca değindiğimiz “sandık şiirleri”, belki edebî yönden pek dahiyane değildir fakat onların yazılış tarihleri, konuları, hakim partiye ve sert rejime karşı gelmeleri, üslubu, dil özellikleri vb. yönlerden dikkat çekici, sosyal-siyasi değeri yüksek olan eserler sırasındadır.

* * *

Hecenin büyük şairi: Bahtiyar Vahabzade’nin yaklaşık altmış beş – yetmiş yıllık şiir serüvenine baktığımızda, manzum eserlerinin, ağırlıklı olarak, Türkçenin doğal yapısına en uygun olan hece vezninde yazıldığını görüyoruz. Türk şiiri için milli ölçü sayılan hece, sözlü ve yazılı kaynaklarımızda en sık görülen ve en eski olan milli vezindir. En eski Türk şiirinden günümüze kadar mükemmel örnekleri bulunan bu ölçü, Vahabzade şiirinde de çok çeşitliliği ile dikkat çekmektedir. Vahabzade’ye göre, şiirde formanı (ölçüyü, vezni) belirleyen şair değil, mezmunun (içeriğin, muhtevanın) kendisidir. Şair bu konuda şöyle der: “Yüke göre taşıma aracı seçildiği gibi, mezmuna göre de forma – ifade vasıtası seçilir. Forma mezmunu değil, mezmun formayı belirler. Ben, şiir serüvenim boyunca hiçbir zaman önceden forma hakkında plan yapmadım, düşünüp taşınmadım. Beni heyecanlandırıp bana şiir yazdıracak olan fikir ve duyguların kendileri, belirli bir axar (hareket istikameti) oluşturduktan sonra kalemi elime alıp onları kâğıda geçirdim. Forma hiçbir zaman düşüncelerime dar gelmedi; fikrin, mezmunun havası formayı belirlediği için ben bu formanın sınırları içinde diyebildiklerimi dedim, yazdım…” (Vahabzade, ‘Otobiyografım’, 5).

Demek ki, poeziyasında çok çeşidine rastladığımız hece kalıpları, şairin bilinçaltına yerleşmiş ve orada hazır şekilde bulunmuştur. Şairi etkileyen olaylar onun beyninde poetik düşünceye dönüşüp şiir diliyle ifade edilirken, hece kalıbı, o düşüncenin eynine biçilmiş elbise gibi kendini göstermiş ve şair de o hazır kalıbı alıp kullanmıştır. B. Vahabzade’nin “profesyonel bir hece şairi” olması, onun hem çeşitli hece kalıplarını iyi kullanmasında hem de dizelerdeki durakları belirlemesinde görülmektedir.

Bilindiği gibi “hece kalıpları içinde en çok kullanılmış olanlar, yedililer, sekizliler, onbirliler ve öndörtlülerdir.” (Dilçin, 2005, 42). Bu kalıplar, tabii ki Bahtiyar Vahabzade’nin de en sık kullanmış olduğu hece ölçüleridir. Yalnız Vahabzade’nin bu kalıpların dışındaki hece ölçülerinde de güzel şiirleri bulunmaktadır.

 

* * *

Şairin, kendi adını koyduğu torununa yazdığı “Babası kimi” (Dedesi gibi) şiiri, beş heceli şiir olup yapı ve muhtevasına göre halk edebiyatındaki oxşamalara, sadece yapısına göre ise Yunus ilahilerine benzemektedir: Vahabzade’nin şiiri şöyledir:

Mənim bir gözəl

Körpə nəvəm var.

O da Bəxtiyar,

Mən də Bəxtiyar.

Biz baba-nəvə

Adaşıq, adaş.

O, mənə vüqar,

Mən ona sirdaş.

Mən bir ağacam,

Nəvəm qol-budaq.

Mən onun kökü,

O, məndə yarpaq.

Xalqa vuruldum

Mən şair oldum,

Bilmirəm ancaq

O nə olacaq?

Nə olur olsun,

Kim olur olsun,

Babası kimi 

Xalqa vurulsun

Azerbaycan halk edebiyatında rastladığımız “Bu balama qurban” okşaması da aynı hece yapısındadır:

Dağda darılar,

Sünbül sarılar,

Qoca qarılar

Bu balama qurban.

 

Bir bölük atlar,

Çəməndə otlar,

Әrsiz arvadlar

Bu balama qurban…(bkz. Anar-Akpınar, 2000, 5-6).

Yunus Emre’nin “Var” redifli ilahisi de 5 heceli şiirdir:

Yar yüreğim yar

Gör ki neler var

Bu halk içinde

Bize güler var.

 

Ko gülen gülsün

Hak bizim olsun.

Gafil ne bilsin

Hakk’ı sever var… (Dilçin, 2005, 42-43).

Verdiğimiz örneklerden de görüldüğü gibi (2+3) ya da (3+2) duraklı bu şiirlerin yalnız redifleri ve kafiye şekillerinde küçük farklılıklar var: Vahabzade şiiri abbb, abcb, abcb, aabb, aaba uyaklı; oxşama aaab, aaab; Yunus şiiri ise aaba, bbba, ccca, ddda… uyaklıdır. Tabii ki bu şiirlerin içeriği ve verdikleri mesajlar da biri diğerinden farklıdır.

 

* * *

Vahabzade’nin kendi sesiyle de seslendirdiği “Vәtәn var” şiiri ise altı heceli Türk şiirinin güzel örneklerinden sayılabilir. Bu şiirin durak şekli (3+3), (2+4) ve (4+2) yapısındadır:

Vətən var

Hardaysa bu dəmdə 

Dəryada batan var.

Vardırsa köməksiz

Fəryada çatan var.

Dünyada alandan

Əvvəlcə satan var.

Atəş öz-özündən

Birdən-birə yanmır.

Bir şey bu cahanda

İzsiz və səbəbsiz

Bihudə yaranmır.

Vardırsa yaranmış,

Mütləq yaradan var.

Varsansa… özündən

Əvvəlcə atan var.

Dünya quru bir səs,

Qəm çəkməyə dəyməz.

Yüz-yüz itən olsun,

Min-min də bitən var.

Şükr eyləyəlim ki,

Bizlərdən həm əvvəl,

Həm sonra Vətən var!..

Yunus’un 700 yıl önce yazmış olduğu “Kim gelir?” redifli nefesi de aynı kalıptadır:

Şol benim şeyhimi

Görmeğe kim gelir?

Zevk ile sefalar

Sürmeğe kim gelir

… Âh ile göz yaşı

Yunus’un haldaşı

Zehr ile bu aşı

Yimeğe kim gelir (Dilçin, 2005, 43).

 

* * *

Yedi heceli şiirler, Türk edebiyatının bütün dönemlerinde ve sahalarında eskiden beri var olan ve günümüze kadar sıkça kullanılan türlerindendir. Halk edebiyatımızdaki bayatılar, mâniler yedi heceli şiirin en güzel örnekleri sayılırlar. Kaşgarlı Mahmut Divanı’ndan bildiğimiz “Alp Ertonga Mersiyesi”

Alp Er Tonga öldimü

İsiz ajun ķaldımu

Ödlek öçin aldımu

Emdi yürek yırtılur…;

“Uygurlara karşı savaştan”

Kimi içre oldurup

Ila suwın keçtimiz

Uygur taba başlanıp

Mınglaķ ilin açtımız…;

“Basmillere karşı savaştan”

Basmıl süsin komıttı

Barça kelip yumıttı

Arslan taba emitti

ķorķup başı tezginür;

“Bahar tasvirinden”

Yay baruban erküzi

Aķtı aķın munduzı

Togdı yaruķ yulduzı

Tıngla sözüm külgüsüz (A. Caferoğlu, 1984, II, 44-47) vb. şiirler aynı kalıptadır.

Vahabzade de yedi heceli şiirin de büyük ustalarındandır. Onun bu kalıptaki şiirlerinde çeşitli sosyal konular işlenmiş, farklı psikolojik duygular dile getirilmişse de dizelerin yapıları oldukça sağlamdır. “Yaşamağın tәmәli”, “Mәn – özümün düşmәni”, “Yuxuluyam, yuxulu”, “Kirov’un heykәli”, “Millәtim”, “Azadlıq”, “An – min il”, “Lal – kâr;  “Bir salama dәymәdi”, “Ağıl-göz”, “Ümidә heykәl qoyun”, “Ürәkdәki ‘saatlar’”, “Nöqtәyә döndәrәrdim”, “Azәrbaycan oğluyam”, “Fikir qanadlarım”, “Meşin qapılar”, “Babamın kôması”, “Unutdurdun sәn mәnә”, “Nәğmә olub gecәlәr”, “Nağıl gecәm”, “Ağıla sәrhәd”, “Ağlayan pәri”, “Bәsdir” vd. şiirleri, yedi heceli olsa da -adlarından da görüldüğü gibi- konu yönünden biri birilerinden çok farklıdır ve çoğu da sosyal içeriklidir:

Boşalıram, dolmuram,

Çaşdırmışam sağ-solu.

Axtarıram, bulmuram

Allaha gedən yolu.

 

Necə çatım mən ona?

Şeytan girir min dona.

Daş atır haqq yoluna

Azır Allahın qulu.

 

Özüm özümə qənim

İçimdədir düşmənim.

Yolumu kəsmiş mənim

Bağ çəpəri, dağ kôlu.

 

 

Hər bütə ram olmuram,

Dönüb səcdə qılmıram.

Daş dəyir, ayılmıram,

Yuxuluyam, yuxulu.

Yedi heceli şiirin yapısında belirgin bir musiki ahengi olduğu ortadadır. Bu anlamda, Bahtiyar Vahabzade’nin, çeşitli bestekârlar tarafından bestelenmiş,  nağmeye dönüştürülmüş şiirlerinin (güftelerinin) çoğunun  yedi heceli şiirler olması bir tesadüf olmasa gerektir. Şairin diller ezberi nağme-şiirlerinden “Bu gecә”, “Biri sәnsәn, biri mәn”, “Dodaqda gәz”, “Kölgәm qәdәr yaxınsan”, “Göydә yanır aypara”, “Durna qatarı”, “Mәn yandım, sәn isindin”, “Qızım”, “Qisas böyütsün sәni” vb. yedi heceli şiirlerdir.

 

* * *

 

 

[1] Bu şiirin tam metni için bkz. Anar – Akpınar, Bin Yılın Yüz Şairi, s. 195-196

[2] B. Vahabzade’nin Fuzûlî hakkındaki edebî-bilimsel görüşleri, onun meşhur Şeb-i Hicran poemasında (manzumesinde) dile getirilmiştir.

[3] Bu konuda Prof. Dr. Necati Demir’in “Ülkesini Bağımsızlığa Taşıyan Şair – Bahtiyar Vahapzade” (http://www.necatidemir.net/images/demir/bkosem/vahapzade.pdf) yazısına; Vahabzade’nin Elçibey’le ilgili edebi görüşleri için ise Prof. Dr. Mehman Musaoğlu’nun “Bahtiyar Vahabzade Şiirinde Türkiye” makalesine (Gazi Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Bahar 2010 / 6. sayısının 105-106. sayfalarına) bakılabilir.

[4] Bu şiirler hakkında yazımızın ‘Sandıktan Sesler’ bölümünde söz edilecektir (NM).

[5] Bkz. B. Vahabzade, “Otobiyografım”, s. 11

[6]Yrd. Doç. Dr. Sabahattin Çağın, Cengiz Aytmatov ve Gün Olur Asra Bedel Romanı adlı çalışmasında, Aytmatov’un eserlerinden bir kısmını “hayal kırıklığının hakim olduğu eserler” saymaktadır. Biz de B. Vahabzade’nin yukarda kısaca söz ettiğimiz eserlerini aynı kategorideki eserlerden saymayı uygun gördük. (NM)

[7] bkz. www.vahabzade.net

[8] Onların tam metni için bkz. B. Vahabzadә, Seçilmiş Әsәrlәri, I, s. 231-242

 

Ardı var:

 

 

 

 

Bölmə : Ədəbiyyat
KÖŞƏ YAZARLARI
TOP 10