Hasan Ali Yücelin “Resulzade”si – Ömer Özcan

40 Baxış

hasan_ali_yucel

Rahmetli dostum, genç yaşında Kırım Türklerinin siyasi önderi Cafer Seydahmet Kırımer’in yakın mesai arkadaşlarını arasına katılarak vatanının bağımsızlığı için çalışan İsmail Otar, İstanbul Erenköy’de bir dairede kütüphanesini ve Kırım’ın milli arşivini muhafaza ediyordu. Burada başta Kırımer olmak üzere Kırım’ın istiklaline kavuşması için mücadele eden siyasi önderlerin arşivleri; Sovyet mahkumu Türk uruglarının yürüttükleri mücadele ile ilgili nadir vesikalar yanında siyasi muhaceretin Türkiye, Almanya, Polonya, Çekoslovakya, Finlandiya , Fransa, Japonya, Mançurya’da çıkardıkları gazete ve mecmua koleksiyonları bulunuyordu. Türkiye’de resmi kütüphanelerde bile böyle bir koleksiyon yoktu. Bu sebeple bu daireye dünyanın her tarafından çok sayıda araştırmacı geliyordu. Kırımer’in evrakı arasında bazı gazete kesikleri de vardı.

Henüz o tarihlerde Cumhuriyet gazetesini taramadığım için Hasan Ali Yücel’e ait iki makale kesiği dikkatimi çekmişti. Hasan Ali Yücel (İstanbul, 1897-26.2.1961), 1935-1950 yılları arasında milletvekili olarak Parlamentoda bulunmuş, 1938-1946 arasında Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştı. Eğitimci olduğundan bakanlığı döneminde neşriyat faaliyetine ağırlık vermiş, günü müzde bile tartışma konusu olan, bilhassa sağ partiler tarafından eleştirilen Köy Enstitüleri uygulamasını yaygınlaştıran bir siyasetçi idi. Bugün tarafsız olarak bakıldığında Köy Enstitüsü uygulamasının eğitimde büyük bir hamle gerçekleştirecek faydalı bir model olduğu söylenebilir. Türkçü düşünür Atsız 1944’te Orkun dergisinde, başbakan Şükrü Saraçoğlu’na hitaben yayınladığı iki açık mektupta Yücel’i bu okullara ve maarife Marksist düşünceli bazı öğretmenler yerleştirmek ve DTCF’deki öğretim üyelerini himaye etmekle suçlamıştı. Bu mektupların arkasından yakın dönem Türk siyasi tarihinde 3 Mayıs 1944 Milliyetçilik Olayı olarak geçen hadise cereyan etmiş, başta büyük tarihçi Zeki Velidi Togan olmak üzere Alparslan Türkeş, Atsız, Nejdet Sançar, Dr. Fethi Tevetoğlu gibi tanınmış Türkçülerin bulunduğu 23 kişi bir yıla yakın hapiste kaldılar, yargılanıp ceza aldılar. Askeri Yargıtay verilen cezaları iptal etti, yeni yargılamada sanıklar beraat ettiler. Bazı sanıkların sorgulamada işkence gördükleri, tabutluklara konuldukları biliniyor. Türkiye’yi yönetenlerin 1944’de II. Dünya Savaşı’nın galiplerinin belli olması üzerine Sovyetlere şirin görünmek için milliyetçileri hapse attıkları söylenmiştir. 1946’da Türkiye’de çokpartili siyasi hayatın başlaması Demokrat Parti’nin şaibeli seçimde bir miktar milletvekili çıkararak Meclis’e girmesi üzerine oldukça yıpranan Hasan Ali Yücel yeniden bakan yapılmadı, Bakanlık taki kadrosu tasfiye edildi. Demokrat Parti İstanbul İl Başkanı Kenan Öner ile arasındaki davada hapis yatan milliyetçilerden bazıları aleyhinde ifade verdiler. Milliyetçi camiada şahsına çok tepki duyuldu. 1950’de seçimleri kaybedip Parlamento dışında kalınca partisinden istifa etti. CHP lideri, önceki cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile yıldızı bir daha barışmadı. Düşkünlük günlerinde İş Bankası kültür danış manlığı yaptı, Cumhuriyet, Akşam, Ulus ve Dünya gazetelerinde makaleler neşretti. Kırımer, Cumhuriyet gazetesinden iki yazısını kesip saklamış. 1912’de kurulan ve kendisinin de faaliyetlerine iştirak ettiği Türk Ocağı hakkındaki yazısı Türk Yurdu’ndayeniden neşredildi.

Kırımer’in Yücel’in gazeteden kestiği ikinci yazısı 27.5.1955’ tarihli “Resulzade” başlıklıdır. Miliyetçilere, Turancılara mesafeli durmasına rağmen vefatının akabinde bu yazıyı yazması dikkati çekicidir. Resul zade ile sadece üç defa görüşme yaptığını belirtiyor. İlk görüşmelerinin Resulzade’nin 1947’de yeniden Türkiye’ye gelmesinden sonra akrabası Mehmet Ali Resuloğlu vasıtasıyla gerçekleşmiş olması muhtemeldir. Mehmet Ali Resuloğlu, Türkiye’den ayrıldıktan sonra bir süre Resulzade ile birlikte olmuş, araya girenlerin yardımı ile yeniden Türkiye’ye gelerek Ankara’da dönemin tek partisi CHP’ye bağlı Halkevleri’nde işe girmişti. Bu yakınlık sebebiyle Resulzade 1947’de döndükten sonra günlük politikadan uzakta durmak için M.E.Yalvaçoğlu takma adıyla CHP’nin yayın organı Ulus gazetesinde bazı makaleler neşretmişti. Ayrıca Ulus’ta Azerbaycan Kültür Derneği’nin faaliyetleri haber olarak verilmiştir. 1950’de iktidarın değişmesinden sonra Resulzade Ulus’ta makale neşretmedi, Mehmet Ali Re suloğlu ahde vefa göstererek uzun yıllar CHP ile ilişkisini kesmedi.

Yücel, makalesinde Resulzade’nin, büyük şairin 800. (1141-1941) yıldönümü münasebetiyle hazırladığı ve 1951’de Milli Eğitim Bakanlığı yayınları arasında basılan ‘Büyük Türk Şairi Nizamî ‘hakkında kısaca malumat vermiştir. Yücel, mahkemelerde uğraşırken 1947’den itibaren eski tarzda yazdığı şiirlerden bir divan meydana getirmiştir. Divan, başta dibacesi olmak üzere Fuzulî’nin Türkçe Divanı’na nazire olarak yazılmıştır. Eski tarzı bilen, Nizamî’yi anlayabilecek malumata sahiptir. Divanında siyaseten muarız olduğu Hamdullah Suphi Tanrıöver, Nihal Atsız, Kenan Öner, Celal Bayar, Adnan Menderes ,Tevfik Koraltan, Fuat Köprülü gibi şahısların ismi geçmiştir.Eski harflerle düzenlenen divanı muhafaza eden ve 2013’te vefat eden kızı Canan Eronat babasının Cumhuriyetin değerlerine karşı gösterile bileceği endişesiyle divanının yayınlanmasına izin vermemiştir.

Resulzade, Nizamî hakkındaki eserini II. Dünya Savaşı döneminde yaşadığı Romanya’da 1941’de tamamlamıştır. Eserdeki önsözde 1941’de tamamladığı eserini savaş şartlarında neşretme imkanı bulamadığını, gecikmenin bazı eksiklerinin tamamlanmasına imkan vermesi bakımından faydalı olduğunu belirtmiştir. Önsözün 8 Nisan 1948 tarihini taşıdığına bakılarak 1947 sonbaharında Türkiye’ye geldiğine göre eksikleri tamamlayarak basılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı’na vermiş olmalıdır. Eser, bakanlı ğın neşredeceği kitaplarda uyguladığı mevzuat çerçevesinde ilgili uzmana incelenmek üzere gönderilmiştir. Eserin basıma hazır hale gelmesi için üç yıl geçmiştir. Gecikmenin mevzuata uygun hale getirilmesi yanında CHP’li bakanlığın milli neşriyata kendi yayınları arasında yer vermekte pek iştahlı davranmamasıyla izah edilebilir. Demokrat Parti 14 Mayıs 1950’de iktidara geldikten sonra Dr. Fethi Tevetoğlu, “Müftüoğlu Ahmet Hikmet” kitabını basılmak üzere bakanlığa verdiğinde eski iktidarın kadrolarının direnciyle karşılaşmıştır. Çeşitli bahanelerle basımı geciktirilen eser ancak bakan Tevfik İleri’nin gayretiyle gün ışığına çıkabilmiştir.

Nizami’nin Türk Tarih Kurumu kütüphanesinde bulunan nüshası, Resulzade tarafından, Ankara 7.5.1951’de geçmiş Milli Eğitim Bakanlarından, tarihçi Yusuf Hikmet Bayur’a ‘Sayın Bay Hikmet Bayur’a Saygılarımla’ i ithafıyla imzalıdır.

Yavuz Akpınar da 1982-1999 yılları arasında 45 sayı olarak neşrettiği Kardaş Edebiyatlar dergisinin Nisan-Eylül 1999 tarihli 45. sayısında bu yazıyı iktibas etmiştir. Azerbaycan Cumhuriyetinin kuruluşunun 100. Yılında Resulzade’nin hatırlanmasına vesile olacağını düşünerek yayınlanması uygun olacaktır.

Hasan Ali YÜCEL

RESULZADE

 Üç hafta kadar önce Ankara’da bir garib, hayata gözlerini yumdu. Her Türk, al-yıldızlı bayrağının dalgalandığı her yerde vatanındadır. Buna şüphe yok. Fakat gene her Türk evini, köyünü ve kentini ayrıca sevdiği, onlara ayrıca gönlünü bağladığı evinden, köyünden ve kentinden uzakta olunca kendini ‘garib’ hissetmekten alıkoyamaz. Rahmetli Mehmet Emin Resulzade işte böyle bir garibdi; bu manada, evinden ve köyünden ve yurdundan uzakta kaldığı için…

Esasen uzun boyu, geniş gövdesinin üstünde taşıdığı başın bir öksüz bükülüşile çok kere yana iğik duruşu; gözlerinin güleç zamanlarında bile mahrum bakışı; daima çekingen, mütevazı, asil tavırları, muhatabına bu ‘gariblik’ intıbaını verirdi. Vakarını bir an zedelemeden, fevkalâde nazik, son derece kibar olmasını bilirdi. Konuşurken, bir şeye inanmış adamlara hâs, belirli fikirlerini bu yumuşak zarfın içinde kesinlikle ifade ederdi. Hakîm, kâmil bir insandı.

Üzerimdeki bu tesirleri, onunla topu topu üç defa görüşmüş olarak, doğrulukla, samimiyetle dile getirdim. Görüşmelerimizin her üçü de fikir ve edebiyat üstüne idi. Ne o, ne ben, hemen bir kelime bile günlük siyaset hakkında konuşmadık. Onunla bu alanda ayrı kalmamıza imkân olmıyan en mühim nokta, birbirimize açılmadan birbirimizi anlamaya yetmişti. O da Türktü, ben de Türktüm. Bağlandığımız bu müşterek ve kutsal varlık, üstünde söz açıp fikir karşılaştırmaya ihtiyaç duymadan anlaşmamıza yetmişti. Nizami’ye dair 1951’de Milli Eğitim Bakanlık klasik serisi içinde yayınlanan kitabını bana lütfedip getirdiği zaman söyleştiğimiz fikirler, hep o mühim noktanın etrafında dönüp durmuştu.

Bu kitab, büyük şairin 800. (1141-1941) yıldönümü münasebetile yazılmıştı. Yazar, şairin adının üstüne şu kaydı koymuştu: Azerbaycan Şairi.

Bu 400 sahifelik eserin ruhu Azerbaycandır. Fars ve Dünya edebiyatının en önemli simalarından biri olan Nizamî’nin şekilde İranlı, özde Türk olduğunu ispat etmek için Resulzade, bütün dikkatini harcamıştır. Nizamî’nin ilk kadının Kıpçaklı bir Türk kızı olduğunu ve tek oğlu Mehmed’in bundan doğduğunu, Hüsrev ve Şirin mesnevisinin yazılması sırasında sevgilisinin öldüğünü ve Mesnevinin sonunda Hüsrev’in cenazesi üstünde can veren Şirin için ‘O, benim Afâkıma benzerdi, belki de onun tâ kendisi idi’ deyişini öyle içli anlatırdı ki bütün bu hazin maceralar, sanki Resulzade’nin başından geçmiştir.

Resulzade, Nizamî’de Türk ruhunu haklı olarak bulmuştu. Nizamî’de ne Sâdî’nin her şeye ‘eyvallah‘ demeyi tavsiye eden dervişâne hikmeti, ne bir takım sufî şairlerin dünyadan el etek çekmede selâmet olduğunu söyliyen öğüdleri yer almıştır. O da mutasavvıf olmakla beraber, hayata bağlı, hayatın güzelliklerine hayrandı. ’Leyla-Mecnun’un başındaki Sâkinâme’de de şöyle der:

‘Ne vakte kadar böyle buz gibi donup kalmak?’

‘Ne vakte kadar sıçan gibi su üstünde durmak?’

‘Geç gül gibi yumuşak huyluluktan!’

‘Menekşe gibi iki yüzlülükten sıyrıl!’

‘Yer olur dikenleşmeli‘

‘Gün olur, delilik etmeli’

‘Diken gibi mızrağını umzuna vur,’

‘Gülden çelengler sana olsun!’

Bu şiir, kendi dilinden söylenmiş gibi onun ruhuna uyuyor. Resulzade, Dante’nin üstadı Virgilius gibi Nizamî’yi öne alıp onu daha da söyletir:

‘Bu öyle bir yer ki, akılsızların kalesi,’

‘Hep zalimlerin vergi diye yerler verirler..’

‘Arslan yürekli olmıyan başa gelmez’

‘Öküz yüreklilerde iş olmaz.’

‘Her kazâya buyun eğmek niçin?’

‘Her cefaya rızâ göstermek neden?’

‘Yüksek dağlar gibi arkanı pek tut.’

‘Katı yüreklilere karşı sert ol!’

Bu yaşa geldim, tamam bizden olan Nizamî’nin bu taraflarını bilmezdim. Bugünkü dile basit bir farsça heveslisi olarak elimden geldiği kadar tercüme ettiğim bu şiirlerde ne yaman bir ruh varmış! Şu öğüdlere bakın! Millî bir davanın adamı, milletinden bir şairin böyle ateşten sözlerini bulur da dile getiremez olur mu? Ah, biz bizi ne kadar bilmeyiz, ne kadar tanımayız; bu onun misallerinden sadece, bir tanesidir. Sanki bugün aramızda yaşayıp Genceli büyük Nizamî’nin şu öğüdlerini tutanları, hiç değilse tutmağa çalışanları tanımış mıyız ? Tanımağa çalışıyor muyuz ?

Yazının davamı “Ustad” jurnalının 19-cu sayında.

ELEKTRON KİTABXANA
ustadejurnalyukle
USTAD / E-versiya
ustadejurnalyukle
KÖŞƏ YAZARLARI
TOP 10